Aşk?
Anlamlı bir kelime gibi değildi en başta. Sanki gözlerinin içinde öyle kaybolup gitmesem bir önemi yoktu. Alelade bir kelimeydi. Olmadığın zamanlar boşluğuna hayalini yaratıp koymasam, hangi işe elimi atsam ardında senin sesini duymasam önemsizdi, yoktu. Kalbimden bir şeylerin akıp gittiğini, başını dizlerimin üzerine koyup gözlerini kapattığında derince bir nefes alıp kendimi o ana kilitlemek istediğimi hissetmesem, hayata dair elimde ne var ne yoksa önüne koyup “bütün bunlar senin, başka hiçbir şeyin önemi yok” diyebileceğimi bilmesem, aşk kendi başına hiçbir anlamı olmayan harflerin dizilişiydi yalnızca.
Bütün bunları önemli kıldın.
Beni kendimle yalnız kaldığımda bile yalnız hissetirmediğin an,
Gözlerinin içine her baktığımda gözlerimin dolduğu an,
Seninle bir bütün olmayı değil ayrı ayrı tamamlanabilmeyi öğrendiğim an,
Sen beni
İçimdeki bir şeyleri önemli kıldın.
Sen aşkı benim için önemli kıldın. Aşk değildi gerçek olan, sendin.
Şimdi öylece baktım ben giderken arkamda durup beni beklediğin yere, arkamı dönüp o yere baktığımda orda olmasanda bana gülümsediğini hissettim.
Nasıl anlatacağımı, bir şeyleri nasıl kelimelere sığdıramayacağımı hissettim. Gözlerim doldu içimde dolan hislerin yoğunluğundan, ne yapacağımı bilemedim.
Sanki koca bir yanlışın içindeydim. Ama sanki, yaptığım en doğru yanlıştı. O an orada olsaydın, dönüp sarılırdım sana koşa koşa. Milyarlarca yıl için sarılırdım sana.
Sen benim korka korka yürüdüğüm o karanlık yolsun.
Bırak, korkularım hep benimle olsun