4 Ağustos 2019 Pazar

İnsanların elleri hep bir omzumdaymış gibi görünen silüetleri, telefonun bir ucunda ağlarken sen gülümseyen yüzleri, bütün bunlardan sonra o suçlayıcı alttan almaları, samimiyetsiz sırt sıvazlayışları. Biliyorum bir sevginin eseri değil hiçbiri, yalnızca bir zorunluluk, vicdan hesabı gibi. 
Oysa senin yüreğin onun yüreğindeki ufacık bir çizikle dahi günlerce kanayabilecekken. 
Ateş sadece düştüğü yeri yakar.
Sadece düştüğü yeri.
Bir omuz aramadan sol tarafında, ellerinle yoklamadan karanlığı çok ağlamışsın belli. Üstelik kimselere anlatmamışsın ne kadar çok ağladığını. Küçük bir erkek çocuğu gibi utanmışsın sanki ağlamaktan, utanmışsın acını paylaşmaktan. Paylaşsam azalır, anlatsam geçer belki diye yine de ezile büzüle açmışsın kalbini. Hüsrana uğramışsın belli. Geçmemiş, üstelik üstüne biraz daha eklenmiş, belli.
Bir duvar aslında telefonun öbür ucundaki.

Son kez sarılamadın.
Son kez dokunamadın.
Son kez duydun sesini öylece, duvar olduğun başka bir hayat sana iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırken.
Kız kendine, bağır çağır.
Hakkettin tüm bunları
Gidebilirdin
Seni seviyorum diyebilirdin

Şimdi aldığın bütün nefesler onun nefessizliğine karışmış, duyduğun bütün seslerse onun sessizliğinin çaresizliği içinde. Kalbin kavruluyor biliyorum. Ama bu da var dünyada. Dünyada bu da var.