Kainatta o ve benden gayri nesne kalmamış gibi yalnız ikimizi düşünüyorum.
Aşktan küçük bir kuşku kazandım. Ne sevinç ne mutluluk ve coşku ne ruh çöküntüsü dedikleri,sadece bir kuşku. Mücerret.
Sıkıntılı düşünceler büyüdükçe üzerine atılıp yatıştırıyordum. Unutmaya çalıştım ve kaçtım. Ama kişi kendi duygularının çeperlerine kadar doldurduğu bir dolabın içinde ne yana kaçabilir? Hesaplarımız ise bu dolabın ufalmasına neden oluyor. Görünüşte zenginleşiyor, yoksul düşüyor unutuluyor veya ün yapıyoruz ne çare. Ölürken daracık dolaplarımızın içinde elimizi hâlâ, dünyanın çekiştirilmekten çürümüş eteğine yapışmış görürsek ne yaparız?
Aşk tek başına, bir kişi ve olay ve işaretle ilgisi olmayan, mücerret bir kuşku oldu içimde. Ondan kurtulmak için bir slogan buldum. Onu yineliyorum ama faydası olmuyor. (Karşısına geçip o slogan neydi diye sormayı öyle çok isterdim ki)
Kalbime baktım. Dünkü yürüyüşte bir an gördüğüm o derin su yok. Et yüreğim var. Ve onun üzerinde kocaman bir kalas halinde kendim. O zaman tanımadığım meçhul birine derin bir özlem duydum.
Cahit Zarifoğlu
Yaşamak
119