3 Haziran 2020 Çarşamba

bu dünya böyle dedi.
eline eteğine yapışsa da birileri, gözlerinin önüne serilse de gerçek bütün acımasızlığıyla, inanmak istediğine inanırsın.
tam o anda merhamet diye tekrarladı içinden, bu kelimenin anlamını unutmuş olabilir miydi dünyada birileri? ya da kendini hatırlatmadığı sürece zorla yüreklerine, unutmayı mı seçiyorduk? merhametli olmak yalnızca bir canlının yitip gitmesine üzülmek miydi?
irkildi.
keşke bildiği, gördüğü her şeyi unutsaydı
gerçek acımasızdı ve elinde olan bu gerçekle ne yapacağını öğretmemişti henüz kimse ona.
hiç kimse
elinde olan bu gerçeği nereye koyacağını
söylememişti

2 Haziran 2020 Salı

bedenimi mi olumluyorum şu an bişiler oluyo

Doğal olanın dayanılmaz güzelliği.
Yapılmamış dağınık saçlar, yarısı stresten yenmiş ya da denizde dökülmüş ojeler, fondotenle kapatılmamış çiller, çirkin algısını yaratmak için kullanılmış ama birbirinden güzel milyonlarca kusur. Kusurlar yaşanmışlıkları yansıtır, kusurları sevebilmek değil mi aslında bu sonsuza benzeyen yaşayışı anlamlı kılan, aslında kusurlar değil mi bir işi mükemmelleştiren. Sonu eklenmemiş ses kaydı, henüz düzenlenmemiş bir şarkı, akorları şaşırılmış bir gitar ezgisi, sirtone ya da detone..robot olmadığımı hatırlıyorum bunları düşündükçe. Mükemmel olan hiçbir şey çekici gelmiyor, siyah noktaları seviyorum, doğum lekelerini de.
Sonsuz bir mutluluk ve kusursuzluk içinde yaşasaydık eğer sıkılmaz mıydık? Aşk acısı denilen şey olmasa nasıl dinlerdik bunca güzel şarkıyı? Ruh dinginliği hep bir kaostan sonra bulmuyor mu bizi?
Hep mutlu olsaydık duygu denen şeyin ne anlamı kalırdı?

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Günler gelir geçer ve antibiyotikler

Sevmek ne demek?
Oturduğun bir sahilin kıyısında her şey aslında olması gerektiği gibiyken, aklının bir yerlerinde yanlışın fısıldanması mıdır kulağına? Yıldızları izleyerek geceyi orada geçirebilecekken büyüyü bozup yatağına dönmek istemek mi? 
Neyin doğru neyin yanlış olduğuna hiçbir zaman karar veremedim. Aklımın ucusuna yerleşmiş o belirsizlik her zaman kalbimi tırtıklayıp, içimi karanlık bir şüpheye sürükleyerek beni rahatsız etmeyi bırakmadı hiç. Kendimi mutlu olduğuma hiç ikna edemedim. Nerde olursam olayım, bir şeylerin eksikliğini aramak gibi bir görev edinmiş gibiyim kendime. Ortamın neşesini bozup kalkıp kendi kabuğuma çekilmekte de üstüme yok. Her zaman kendi özgürlüğümü savunurken, aslında başına buyruk bir görüntü sunmaya çalışırken etrafımdakilere kabuğumun içinden eve dön diye fısıldamana izin verdim. Seni dinledim, eve döndüm. Vicdanım, vicdanım diye adlandırdığımı o çaresiz kalbime su serptim, yendim sandım kayboluş sızısını. Yenemedim sanırım. 
Herkese yalan söyledim, hayır kendim için dedim, yoruldum dedim. Kalbimi tırtıklayan her zaman senin sözlerindi. 
Sevmek bu muydu? Sevmek aslında yalnız birisi için sürekli bir şeylerini feda etmek, bir şeylerden vazgeçmek miydi? Sevmek sürekli kendini kısıtlayıp, yapmak istediklerini yarım yamalak ortada bırakıp gitmek mıydı? Bilmiyorum. Sevmek ne demek gerçekten bilmiyorum. Ama senin yüzün düşünce öyle aklıma, öylece donup kalıyorum. Sana kızıyorum, sana kendimi kanıtlamaya çalışıyorum. Ama ben aslında hiç senin sözünden çıkamıyorum.
Kendimi öylece bırakıyorum ellerine, güzel sözlerine, gözlerine.
Ben çok küçüğüm biliyorum, ama küçüğüm işte, biliyorsun. 

29 Aralık 2019 Pazar

Yalnızlığın, senin yalnızlığın değil artık. Kendini öyle çaresiz hissetme, aynaya baktığında gözlerini yaşlarla dolu bulsanda, geceleri düşünmekten uyuyamasan da, bu bencil dünyada sıkışıp kaldığını hissetsen de, ellerinle kalbine dokunup bütün bu hissettiklerini silip atmak isterdim. Kalbinin içine yalnızca tatlı bir his yapıştırmak isterdim. Biliyorum yapamam bunların hiçbirini, ben ne yaparsam yapayım biliyorum geçmeyecek göğüs kafesindeki sıkışıklık. Keşke alabilsem acılarının hepsini, hepsi olmasa bile keşke birazını paylaşabilsem. Ama yapamıyorum, elimden hiçbir şey gelmiyor. Oturup bekliyorum yalnızca içimi rahatlatacak o güzel gülümsemeni görmeyi. Göz yaşlarını gizleme benden, hislerini gizleme. Oturup dökelim önümüze hepsini, bir bir toplarız her şeyi, bütün kırıkları bir bir yapıştırırız. Artık yalnız değilsin çünkü, ne olursa olsun ben varım. Nereye gidersen git, ne yaparsan yap. Ben varım. Sana şimdi koşup sarılamasam bile. Aklım hep sende. Saat gecenin üçü olsa bile, bir elim hep saçlarında. Uyumanı bekliyorum sevgilim, sen uyumadan da uyumam, biliyorsun.

16 Kasım 2019 Cumartesi

artık güzel yazamıyorum

İnsanın unutamadığı bazı anlar vardır. Her şey yaşanır ve biter, geriye sadece bir fotoğraf karesi kalır. Sanki yaşanıp bittiğinde karşıya geçip kendini izleyebiliyormuşsun gibi. Elleri iki yanına düşmüş terkedildiğinde, tramvay durağında otururken ayaklarını sallandırırken olanları unutmak istiyormuş gibi göründüğünde, bir cenazede, mutfakta, bir hastanenin bahçesinde, pantolonun kirlenmesini umursamadan dizlerine sarılıp yere oturduğunda. Hiç bilmediğin bir ülkenin hiç bilmediğin bir yerinde elinden hiçbir şey gelmeden yalnızca dışarıyı izleyebildiğinde. Kötü anlar gider, geriye sadece bu fotoğraf kareleri kalır.
Ölümün ne kadar olası bir şey olduğunu anlarsın, yolda yürüdüğün zaman bile biri gelip arkandan bıçaklayacakmış sonrada yere yıkılacakmışsın gibi gelir. Korkuyla düşünmezsin bunları. Durağan bir sakinlikle, mimiğin bile oynamadan hayal edersin sadece. Dışardan bakan hiçkimse farketmez.
Ölümün ne kadar olası bir şey olduğunu anlarsın, gece uyumadan önce telefonun hep çalacakmış gibi olur. Sabah uyandığında gece seni birisi aramış ve duymamışsın gibi hissedersin.
Ölümün ne kadar olası bir şey olduğunu anlarsın.
O kadar olasıdır ki
olasıdır işte.

4 Ağustos 2019 Pazar

İnsanların elleri hep bir omzumdaymış gibi görünen silüetleri, telefonun bir ucunda ağlarken sen gülümseyen yüzleri, bütün bunlardan sonra o suçlayıcı alttan almaları, samimiyetsiz sırt sıvazlayışları. Biliyorum bir sevginin eseri değil hiçbiri, yalnızca bir zorunluluk, vicdan hesabı gibi. 
Oysa senin yüreğin onun yüreğindeki ufacık bir çizikle dahi günlerce kanayabilecekken. 
Ateş sadece düştüğü yeri yakar.
Sadece düştüğü yeri.
Bir omuz aramadan sol tarafında, ellerinle yoklamadan karanlığı çok ağlamışsın belli. Üstelik kimselere anlatmamışsın ne kadar çok ağladığını. Küçük bir erkek çocuğu gibi utanmışsın sanki ağlamaktan, utanmışsın acını paylaşmaktan. Paylaşsam azalır, anlatsam geçer belki diye yine de ezile büzüle açmışsın kalbini. Hüsrana uğramışsın belli. Geçmemiş, üstelik üstüne biraz daha eklenmiş, belli.
Bir duvar aslında telefonun öbür ucundaki.

Son kez sarılamadın.
Son kez dokunamadın.
Son kez duydun sesini öylece, duvar olduğun başka bir hayat sana iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırken.
Kız kendine, bağır çağır.
Hakkettin tüm bunları
Gidebilirdin
Seni seviyorum diyebilirdin

Şimdi aldığın bütün nefesler onun nefessizliğine karışmış, duyduğun bütün seslerse onun sessizliğinin çaresizliği içinde. Kalbin kavruluyor biliyorum. Ama bu da var dünyada. Dünyada bu da var. 

13 Haziran 2019 Perşembe

duvar

Artık bir insanın hayatına davetli değilsin. Kendine yakıştırdığın önemin ne kadar yıprandığına, ne kadar ezik büzük olduğuna kendi gözlerinle şahit oldun. Ama hala çabalıyorsun, hala didiniyorsun. Ne kadar uğraşırsan uğraş, kavrayamayacaksın insanların nasıl ezip geçtiklerini, nasıl sildiklerini. 
Yaşadığın anlar, sadece senin hayal ürünün gibi, tek başına yaşamışsın gibi.
O şarkıları yalnız söylemişsin
O derin sohbetlerde aslında bir duvarla konuşmuşsun 
Ve hala bir duvara ona ne kadar değer verdiğini söyleyip duruyorsun 
Ama o bir duvar
Dümdüz, senin hayatının ortasında eğreti duran bir duvar
Bir şahıs değil
Yalnızca bir duvar

Belki de kalbinde büyüyüp duran çiçeklerin hepsi yapay
Ne kadar sularsan sula büyüyemeyecekler
Sonunda senin kalbini taşlaştırıp gidecekler
Sonunda sende başka insanların hayatında bir duvara dönüşeceksin
Ama sonunda göreceksin
Kendi yarattığın o güzel dostlukların nasıl silinip gittiğini
Sende sil

11 Haziran 2019 Salı

çirkin

dünya salt kötülük ve aldatmaca ile dönmüyordur, öyle değil mi? bir yerlerde dudaklarını birbirine bastırmadan gülümseyebilen insanlar da vardır elbet. 
neyin yanlış neyin doğru olduğunu bir yerlerden kaçırmış olmalıyım, dünyanın akışını bazen takip edemiyor, olduğum yere zımbalanmış gibi donup kalıyorum. olayların içinde yer edinmek yerine kendi kafamın içine kurduğum dünyada didinip duruyorum bir şeyleri çözebilmek için. öyleki düşünüp durmaktan kendime bir yer edinemiyorum. bilemiyorum. doğru ne ve kime göre aslı. 
bazı zamanlar kendi distopyamda milyonlarca insanı katlediyorum. 
bazen kendi kalbimin üzerinde tepinmekten başka bir işe yaramıyorum.

ama o orada durmuş seni seviyor, sana aşkla bakıyor. yüreği senin için çırpınıyor. sense arkanı dönmüş onun göremeyeceğini sandığın bir yerlerde ellerinde çırpınan o balığa bakıp gülüyorsun, dalga geçer gibi. komikmiş gibi.

hafife aldığın kadar hafif değil duygular.
hafife aldığın kadar hafif değil bazı yaralar.

olduğun yerde eğreti duruyorsun. mutluluk sana yakışmıyor ama yakıştırıyorlar. böyle çirkince gülmek sana yakışmıyor ama yakıştırıyorlar. 
sonra da kendine vicdanını avutacak bir bahane bulup işin içinden sıyrılıyorsun.

bilindik, kısa ve ucuz bir roman.
burda şimdi yazdıklarım hiçbir şey ifade etmiyor.
elimde başka bir işle uğraşıyormuş gibi yaparken ben sadece onu düşünüyorum.
uzaklarda bir yerlerde uykularını sana feda ettiğini.


22 Nisan 2019 Pazartesi

Mücerret bir kuşku mu aşkın tek getirdiği?

Kainatta o ve benden gayri nesne kalmamış gibi yalnız ikimizi düşünüyorum.
Aşktan küçük bir kuşku kazandım. Ne sevinç ne mutluluk ve coşku ne ruh çöküntüsü dedikleri,sadece bir kuşku. Mücerret.
Sıkıntılı düşünceler büyüdükçe üzerine atılıp yatıştırıyordum. Unutmaya çalıştım ve kaçtım. Ama kişi kendi duygularının çeperlerine kadar doldurduğu bir dolabın içinde ne yana kaçabilir? Hesaplarımız ise bu dolabın ufalmasına neden oluyor. Görünüşte zenginleşiyor, yoksul düşüyor unutuluyor veya ün yapıyoruz ne çare. Ölürken daracık dolaplarımızın içinde elimizi hâlâ, dünyanın çekiştirilmekten çürümüş eteğine yapışmış görürsek ne yaparız?
Aşk tek başına, bir kişi ve olay ve işaretle ilgisi olmayan, mücerret bir kuşku oldu içimde. Ondan kurtulmak için bir slogan buldum. Onu yineliyorum ama faydası olmuyor. (Karşısına geçip o slogan neydi diye sormayı öyle çok isterdim ki) 
Kalbime baktım. Dünkü yürüyüşte bir an gördüğüm o derin su yok. Et yüreğim var. Ve onun üzerinde kocaman bir kalas halinde kendim. O zaman tanımadığım meçhul birine derin bir özlem duydum.


Cahit Zarifoğlu
Yaşamak
119

neden kalplerinizde bu kadar ağır bir taş taşıyorsunuz?

İnsanlara bir şeyleri açıklamaya çalışmaktan o kadar yoruldum ki.
Sürekli yanlış anlaşılmaktan, aslında olmayan bir şeyin olmadığını kanıtlamaya çalışmaktan. Kendimden de biliyorum. Ben sütten çıkmış ak kaşık değilim. Hayır öyle demedim. Hayır seni kırmak istemedim.
Yeter. Sessizce, yeter.

Kendimi ifade etmeye çalışırken çok fazla konuşuyorum. Kendi kendime karşımdaki insan beni birazcık anlasın diye çırpınıp duruyorum. Kelimelerim birbirine giriyor. Konuşamıyorum sonra oturup ağlıyorum. Gerçekten yapamıyorum.

Sanırım kendimden artık bıktırıyorum.
Hayatımdaki insanlar bir bir hayatımdan dökülüp giderken ben sadece olanları izliyorum. Hiç müdahale etmeden. Yalnızca oturup izliyorum. Kendi kendime içerliyorum. Kendi kendimi acıtıp duruyorum.

Kaç kişi kaldı? Gerçekten. Hayatımda gerçek olan ne kaldı? Dönüp kendime bakmaktan çok yoruldum.
Sadece biraz durmak istiyorum. Şu sabırsızlığımı bir kenara itip yalnızca durmak. Sonra da geçmişimden gelen ve beynimin bir köşesine kurulmuş, bir türlü kalkıp gitmeyen herkese haykırarak sormak istiyorum. Neden? Siz bana hiç sormadınız ama ben size soruyorum.

NEDEN?

16 Nisan 2019 Salı

Ellerindesin

Başkası gibi olamamak.
Hissettiklerini bir kenara bırakıp mantığını çalıştıramamak.
Kalbinin acısından kıvranarak.
Ard arda sigara yakışlarını dinleyerek.
Gecenin iki buçuğunda, iki büklüm olmuş yatağında.
Kimsenin seni anlamsını istemiyorsun.
Zaten kimse seni anlamıyor.
Herkes her şeyi çok kolay görüyor.
Ama öylesi senin için o kadar zorki.
Ama böylesi de zor
Kalbinden midene doğru yayılan acıyı, kanamayı bastırıp durdurur gibi durdurmaya çalışıyorsun.
Durmuyor.
Durmaz.

Defalarca söyledin, saygınlığını yitirdin.
Göğsün delik deşik, dimdik ayakta duruyorsun.
Yalnızca onun aşkıyla, ayakta duruyorsun
Belki acizlik
Belki güçsüzlük
Belki sersefilsin.
Belki küstün şiirlere
Kitaplara küstün
Şarkılara küstün
Belki ciğeri beş para etmez korkağın tekisin
Ama yapamazsın.
Biliyorum yapamazsın
Gidemezsin kendinden kaçamazsın
Kalbin artık senin değil, sen çalış diyince çalışmıyor
Dur deyince durmuyor
Uyuyamazsın işte böyle

İşler hiç yolunda gitmiyor.
Sen kendi benliğine uymuyorsun
Sen başkası oluyorsun
Ol
Bu kalp artık senin değil
Olmasın
Bırak artık
Ellerindesin