Doğal olanın dayanılmaz güzelliği.
Yapılmamış dağınık saçlar, yarısı stresten yenmiş ya da denizde dökülmüş ojeler, fondotenle kapatılmamış çiller, çirkin algısını yaratmak için kullanılmış ama birbirinden güzel milyonlarca kusur. Kusurlar yaşanmışlıkları yansıtır, kusurları sevebilmek değil mi aslında bu sonsuza benzeyen yaşayışı anlamlı kılan, aslında kusurlar değil mi bir işi mükemmelleştiren. Sonu eklenmemiş ses kaydı, henüz düzenlenmemiş bir şarkı, akorları şaşırılmış bir gitar ezgisi, sirtone ya da detone..robot olmadığımı hatırlıyorum bunları düşündükçe. Mükemmel olan hiçbir şey çekici gelmiyor, siyah noktaları seviyorum, doğum lekelerini de.
Sonsuz bir mutluluk ve kusursuzluk içinde yaşasaydık eğer sıkılmaz mıydık? Aşk acısı denilen şey olmasa nasıl dinlerdik bunca güzel şarkıyı? Ruh dinginliği hep bir kaostan sonra bulmuyor mu bizi?
Hep mutlu olsaydık duygu denen şeyin ne anlamı kalırdı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder