24 Eylül 2021 Cuma

Acz ve bi kaç şey daha

 Aç uzviyetin sesini duyurmaya çalıştıkça boğazına sarıldın, kalbinin konuşacak hali mi var? 

22 yaşındayım, 22 yıldır kendimi her konuda o kadar suçlamışım, her şeyi o kadar derin düşünüp sorgulamışım ki, benliğimin sesini duyuracak hali kalmamış. İçimde bir yerlerde kendini sürekli sevdirmeye çalışan o küçük pınar, sürekli onaylanmak isteyen küçük pınar, onayı kendinden değil başkalarından almaya çok alışmış. Hiçbirinin nedenini bilmiyorum. Açıkcası o kadar derine inmekten de çok korkuyorum, nedenini öğrendiğim zaman bir şeyler düzelecek ama önce mahvolacak. Emin gibiyim. Hayatıma giren, bir şeyleri darmadağın edip çıkıp giden herkesi affettim, çünkü en büyük toparlanışlarım hep o büyük yıkılışlardan sonra başladı. Zaman geçtikçe de hepsinin bir nedeni olduğunu farketmeye başladım. Aslında herkesin kendiyle ne denli büyük bir savaş içinde olduğunu. Bu savaşı verenin tek ben olduğumu zannediyordum. Değilmiş öyle. 

Tamam, kırıldın, üzüldün, karşıdaki insanın da kendince haklı sebepleri olabilir ama bunları düşünöek ne kazandıracak sana, kendi haksızlığını neden sürekli kanıtlamaya çalışıyorsun, kendi onayın neden yetmiyor sana, ah güzelim, güzel kızım. Yorucu değil mi bütün bu verdiğin savaş, üzülmüşsün işte zaten yeterince. Gecenin beşinde neyi düşünüp durursun hala. 

İç sesim o yargılayıcı, suçlayıcı kızgın sesten bir anda bu sese dönüştü. Gerçekten bir anda. Kendimi affettikten sonra herkesi affetmeye başladım.

Gerçekten, kırgın ya da kızgın değilim size. Belki yolda görsem sarılırım. Sadece hayatımın bana zarar veremeyeceğiniz bir köşesinde durmanıza karar verdim. Ben de size zarar vermemiş olurum böylece 

Kendini sevmek de sandığınız gibi tahammülsüzlük değil. Kendini sevdikçe anlıyor insan aslında kendini sevdiğini iddia eden insanların kendinden ölesiye nefret ettiğini. İnsan kendini sevdikçe koltukta yana kaymayı öğreniyor, bencilliğinden sıyrılıyor, insan kendini sevdikçe bir anda kendi dahil herkesi suçlamaktan vazgeçiyor. Suçlamak sadece yoruyor çünkü. Öyle işte. İçimi dökmek istedim 

9 Ağustos 2021 Pazartesi

duygularım geçti beni

 Siz yürüyorsunuz ama ben ne yazık ki hala bıraktığınız yerde, bıraktığınızın ötesine yürümeye çalışıyorum. Yüreğimi elime koyup biraz olsun içimi soğutmaya çalışırken, işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale getiriyorum. Sürekli ama sürekli düşünüyorum. Ben kötü biri miyim? Birisi söylesin. Ben bütün bunları hakkediyor muyum? Nerede hatalıyım? Tam olarak ne yapmalıyım? Nerede yürümeli, nerede durmalıyım? Bunların cevabını sanırım kendi kendime bir türlü veremiyorum, veriyorum bazen ama tatmin olmuyorum. Sonra bunun üzerine daha da uzun düşünüyorum. Neden böyleyim? Neden sürekli onaylanma ihtiyacı hissediyorum. İnsanların bana kafasını sallayıp, anlayışlı bir çift gözle bakmasıymış gibi sanki hayatımı düzene sokmanın tek yolu. 

  Hayatım boyunca, içimdeki bütün duyguları, bütün netliğiyle karşımdakine aktarırsam, kendimi tam olarak ifade edebilirsem eğer her şeyin çözüleceğine inandım. İçimde taşıdığım şeyler hep omzuma yük, yüreğime garip bir nefret duygusu yerleştirdi. Tam olarak nasıl tasfir edebilirim bilmiyorum, sadece bir şeyleri söyleyip kurtulmak hep içimi ferahlatır dedim. Hep bunalttım, kendimi, başkalarını. Kendi düşüncelerimle işleri işin içinden çıkılmaz hale hep ben getirdim. Söylersem kurtulurum dedim, kurtulamadım. Bazı şeyleri olay yerinde bırakmayı öğrenmek istiyorum artık, biraz üzüleyim geçsin istiyorum. Bir saat üzerine düşünüp sonra derin bir nefes alıp hayatıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Yapamıyorum, çok çabalıyorum, çok didiniyorum. Ama beynimin içinde bir ses, bir yerlerden sürekli ama sürekli beni suçluyor. Susturamıyorum. Her şeye iki bin kat daha fazla üzülmek zorunda mıyım? Her şeyi bu kadar fazla hissetmek zorunda mıyım? Neden bırakamıyorum? 

 İşte. Siz oradan, olduğunuz yerden bana yargılayan, küçümseyen ve garipseyen gözlerinizle bakarken, bir şeyleri düzeltebileceğime dair inancımı artık tamamen yitirmek üzereyken, bütün bunlara rağmen elimde kalan ufacık umuda tutunup, sevgimi her şeyin, herkesin önüne katıp doğru olanın bu olduğuna emin adımlarla yürürken, siz suçlayan bakışlarla bakmaya devam ettiniz. Ben artık hayatımda bunu istemiyorum ama sürekli hayatımın merkezinde kendimi değil bunu buluyorum. Duygularım mantığımın öyle önüne geçiyor ki, beynimin tuşunu kapatıyorum, her seferinde. Kimsenin kalbini kırmayı, üzmeyi hiç istemedim. Ama kimseyi kırmayacağım diye kendimi o kadar kırdım ki, yoruldum. Biraz da birileri bana gelsin, biraz da başkaları anlasın hatalarını. Biraz da başkaları, benim için gururundan ödün versin. Özrümü eziklik saymanızdan yoruldum. Ben artık hayatımda bunu istemiyorum, hayatımda bunu istemiyorum. Nasıl kurtulacağım bilmiyorum ama kurtulmam gerektiğine eminim. 

2 Haziran 2021 Çarşamba

Güzel günler tesadüf değil


Gardını indir, bir kere de beni dinle

Ben sana zarar vermek ister miyim?

Her seferinde, bu kinin bu öfken niye? 

Biz birbirine aşık iki kişi değil miyiz?

Öyle yüksek ki duvarların

Yıkmaya çalışırken kırıldı umutlarım

Biliyorum bu hayat zordu senin için

Ama silahlanacağın kişi sence ben miyim?

Gel, birlikte bir yol bulalım

Zaten hayat zor bir de biz yormayalım

Gel sessiz bir kıyı bulalım

Suçlamadan, sadece, anlayalım

27 Ekim 2020 Salı

 


Bizi yıldızlara fırlatacağım derken korkum senin yıldızları beğenmeme ihtimalinden geçip gidiyor. Bazı şeyler hissedilince güzelleşiyor biliyor musun? Yazdığım aşk şarkıları nedense sonunda hep mutsuz sonlara bağlanıyor, mutlu sonu kendime yakıştıramadığımdan ya da yalnızca hissedemediğimden mi bilmiyorum. 

Sadece içimde büyük bir öfke var ve dindiremiyorum. Bir sarılmayışın, bir öpülmeyişin öfkesi. Omzumda olmayan bir elin, bildiğim bunca yalanın ya da yalnızca kendi şımarıklığımın öfkesi. 

Hayatımın bütününü yalnızca öfkelerimle süsleyip öylece sıyrılmak değil niyetim yalnızca bir şeyler hissedilince güzel. Ne demek istediğimi belki hiç anlamıyorsun, kaç defa anlattım duymadın da zaten. 

Sadece ben güzel şeyler yazamıyorum, güzel şeyleri sadece yaşıyorum. Kırgınlıklarımı biriktiriyorum, sonra yazıyorum. Bazı şeylerin üzerini öylece örterken bazı şeyleri saklamaya gücüm yetmiyor. Defalarca anlatsam da anlayamayacağını bildiğim halde usanmadan konuşuyorum. 

Bazı şeylerin öfkesi hissetmeden dinmiyor.

Öyle işte, 

Dinmiyor

Dindiremiyorum ben 

Sen de okumuyorsun

Görmüyorsun zaten 


3 Haziran 2020 Çarşamba

bu dünya böyle dedi.
eline eteğine yapışsa da birileri, gözlerinin önüne serilse de gerçek bütün acımasızlığıyla, inanmak istediğine inanırsın.
tam o anda merhamet diye tekrarladı içinden, bu kelimenin anlamını unutmuş olabilir miydi dünyada birileri? ya da kendini hatırlatmadığı sürece zorla yüreklerine, unutmayı mı seçiyorduk? merhametli olmak yalnızca bir canlının yitip gitmesine üzülmek miydi?
irkildi.
keşke bildiği, gördüğü her şeyi unutsaydı
gerçek acımasızdı ve elinde olan bu gerçekle ne yapacağını öğretmemişti henüz kimse ona.
hiç kimse
elinde olan bu gerçeği nereye koyacağını
söylememişti

2 Haziran 2020 Salı

bedenimi mi olumluyorum şu an bişiler oluyo

Doğal olanın dayanılmaz güzelliği.
Yapılmamış dağınık saçlar, yarısı stresten yenmiş ya da denizde dökülmüş ojeler, fondotenle kapatılmamış çiller, çirkin algısını yaratmak için kullanılmış ama birbirinden güzel milyonlarca kusur. Kusurlar yaşanmışlıkları yansıtır, kusurları sevebilmek değil mi aslında bu sonsuza benzeyen yaşayışı anlamlı kılan, aslında kusurlar değil mi bir işi mükemmelleştiren. Sonu eklenmemiş ses kaydı, henüz düzenlenmemiş bir şarkı, akorları şaşırılmış bir gitar ezgisi, sirtone ya da detone..robot olmadığımı hatırlıyorum bunları düşündükçe. Mükemmel olan hiçbir şey çekici gelmiyor, siyah noktaları seviyorum, doğum lekelerini de.
Sonsuz bir mutluluk ve kusursuzluk içinde yaşasaydık eğer sıkılmaz mıydık? Aşk acısı denilen şey olmasa nasıl dinlerdik bunca güzel şarkıyı? Ruh dinginliği hep bir kaostan sonra bulmuyor mu bizi?
Hep mutlu olsaydık duygu denen şeyin ne anlamı kalırdı?

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Günler gelir geçer ve antibiyotikler

Sevmek ne demek?
Oturduğun bir sahilin kıyısında her şey aslında olması gerektiği gibiyken, aklının bir yerlerinde yanlışın fısıldanması mıdır kulağına? Yıldızları izleyerek geceyi orada geçirebilecekken büyüyü bozup yatağına dönmek istemek mi? 
Neyin doğru neyin yanlış olduğuna hiçbir zaman karar veremedim. Aklımın ucusuna yerleşmiş o belirsizlik her zaman kalbimi tırtıklayıp, içimi karanlık bir şüpheye sürükleyerek beni rahatsız etmeyi bırakmadı hiç. Kendimi mutlu olduğuma hiç ikna edemedim. Nerde olursam olayım, bir şeylerin eksikliğini aramak gibi bir görev edinmiş gibiyim kendime. Ortamın neşesini bozup kalkıp kendi kabuğuma çekilmekte de üstüme yok. Her zaman kendi özgürlüğümü savunurken, aslında başına buyruk bir görüntü sunmaya çalışırken etrafımdakilere kabuğumun içinden eve dön diye fısıldamana izin verdim. Seni dinledim, eve döndüm. Vicdanım, vicdanım diye adlandırdığımı o çaresiz kalbime su serptim, yendim sandım kayboluş sızısını. Yenemedim sanırım. 
Herkese yalan söyledim, hayır kendim için dedim, yoruldum dedim. Kalbimi tırtıklayan her zaman senin sözlerindi. 
Sevmek bu muydu? Sevmek aslında yalnız birisi için sürekli bir şeylerini feda etmek, bir şeylerden vazgeçmek miydi? Sevmek sürekli kendini kısıtlayıp, yapmak istediklerini yarım yamalak ortada bırakıp gitmek mıydı? Bilmiyorum. Sevmek ne demek gerçekten bilmiyorum. Ama senin yüzün düşünce öyle aklıma, öylece donup kalıyorum. Sana kızıyorum, sana kendimi kanıtlamaya çalışıyorum. Ama ben aslında hiç senin sözünden çıkamıyorum.
Kendimi öylece bırakıyorum ellerine, güzel sözlerine, gözlerine.
Ben çok küçüğüm biliyorum, ama küçüğüm işte, biliyorsun. 

29 Aralık 2019 Pazar

Yalnızlığın, senin yalnızlığın değil artık. Kendini öyle çaresiz hissetme, aynaya baktığında gözlerini yaşlarla dolu bulsanda, geceleri düşünmekten uyuyamasan da, bu bencil dünyada sıkışıp kaldığını hissetsen de, ellerinle kalbine dokunup bütün bu hissettiklerini silip atmak isterdim. Kalbinin içine yalnızca tatlı bir his yapıştırmak isterdim. Biliyorum yapamam bunların hiçbirini, ben ne yaparsam yapayım biliyorum geçmeyecek göğüs kafesindeki sıkışıklık. Keşke alabilsem acılarının hepsini, hepsi olmasa bile keşke birazını paylaşabilsem. Ama yapamıyorum, elimden hiçbir şey gelmiyor. Oturup bekliyorum yalnızca içimi rahatlatacak o güzel gülümsemeni görmeyi. Göz yaşlarını gizleme benden, hislerini gizleme. Oturup dökelim önümüze hepsini, bir bir toplarız her şeyi, bütün kırıkları bir bir yapıştırırız. Artık yalnız değilsin çünkü, ne olursa olsun ben varım. Nereye gidersen git, ne yaparsan yap. Ben varım. Sana şimdi koşup sarılamasam bile. Aklım hep sende. Saat gecenin üçü olsa bile, bir elim hep saçlarında. Uyumanı bekliyorum sevgilim, sen uyumadan da uyumam, biliyorsun.

16 Kasım 2019 Cumartesi

artık güzel yazamıyorum

İnsanın unutamadığı bazı anlar vardır. Her şey yaşanır ve biter, geriye sadece bir fotoğraf karesi kalır. Sanki yaşanıp bittiğinde karşıya geçip kendini izleyebiliyormuşsun gibi. Elleri iki yanına düşmüş terkedildiğinde, tramvay durağında otururken ayaklarını sallandırırken olanları unutmak istiyormuş gibi göründüğünde, bir cenazede, mutfakta, bir hastanenin bahçesinde, pantolonun kirlenmesini umursamadan dizlerine sarılıp yere oturduğunda. Hiç bilmediğin bir ülkenin hiç bilmediğin bir yerinde elinden hiçbir şey gelmeden yalnızca dışarıyı izleyebildiğinde. Kötü anlar gider, geriye sadece bu fotoğraf kareleri kalır.
Ölümün ne kadar olası bir şey olduğunu anlarsın, yolda yürüdüğün zaman bile biri gelip arkandan bıçaklayacakmış sonrada yere yıkılacakmışsın gibi gelir. Korkuyla düşünmezsin bunları. Durağan bir sakinlikle, mimiğin bile oynamadan hayal edersin sadece. Dışardan bakan hiçkimse farketmez.
Ölümün ne kadar olası bir şey olduğunu anlarsın, gece uyumadan önce telefonun hep çalacakmış gibi olur. Sabah uyandığında gece seni birisi aramış ve duymamışsın gibi hissedersin.
Ölümün ne kadar olası bir şey olduğunu anlarsın.
O kadar olasıdır ki
olasıdır işte.

4 Ağustos 2019 Pazar

İnsanların elleri hep bir omzumdaymış gibi görünen silüetleri, telefonun bir ucunda ağlarken sen gülümseyen yüzleri, bütün bunlardan sonra o suçlayıcı alttan almaları, samimiyetsiz sırt sıvazlayışları. Biliyorum bir sevginin eseri değil hiçbiri, yalnızca bir zorunluluk, vicdan hesabı gibi. 
Oysa senin yüreğin onun yüreğindeki ufacık bir çizikle dahi günlerce kanayabilecekken. 
Ateş sadece düştüğü yeri yakar.
Sadece düştüğü yeri.
Bir omuz aramadan sol tarafında, ellerinle yoklamadan karanlığı çok ağlamışsın belli. Üstelik kimselere anlatmamışsın ne kadar çok ağladığını. Küçük bir erkek çocuğu gibi utanmışsın sanki ağlamaktan, utanmışsın acını paylaşmaktan. Paylaşsam azalır, anlatsam geçer belki diye yine de ezile büzüle açmışsın kalbini. Hüsrana uğramışsın belli. Geçmemiş, üstelik üstüne biraz daha eklenmiş, belli.
Bir duvar aslında telefonun öbür ucundaki.

Son kez sarılamadın.
Son kez dokunamadın.
Son kez duydun sesini öylece, duvar olduğun başka bir hayat sana iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırken.
Kız kendine, bağır çağır.
Hakkettin tüm bunları
Gidebilirdin
Seni seviyorum diyebilirdin

Şimdi aldığın bütün nefesler onun nefessizliğine karışmış, duyduğun bütün seslerse onun sessizliğinin çaresizliği içinde. Kalbin kavruluyor biliyorum. Ama bu da var dünyada. Dünyada bu da var. 

13 Haziran 2019 Perşembe

duvar

Artık bir insanın hayatına davetli değilsin. Kendine yakıştırdığın önemin ne kadar yıprandığına, ne kadar ezik büzük olduğuna kendi gözlerinle şahit oldun. Ama hala çabalıyorsun, hala didiniyorsun. Ne kadar uğraşırsan uğraş, kavrayamayacaksın insanların nasıl ezip geçtiklerini, nasıl sildiklerini. 
Yaşadığın anlar, sadece senin hayal ürünün gibi, tek başına yaşamışsın gibi.
O şarkıları yalnız söylemişsin
O derin sohbetlerde aslında bir duvarla konuşmuşsun 
Ve hala bir duvara ona ne kadar değer verdiğini söyleyip duruyorsun 
Ama o bir duvar
Dümdüz, senin hayatının ortasında eğreti duran bir duvar
Bir şahıs değil
Yalnızca bir duvar

Belki de kalbinde büyüyüp duran çiçeklerin hepsi yapay
Ne kadar sularsan sula büyüyemeyecekler
Sonunda senin kalbini taşlaştırıp gidecekler
Sonunda sende başka insanların hayatında bir duvara dönüşeceksin
Ama sonunda göreceksin
Kendi yarattığın o güzel dostlukların nasıl silinip gittiğini
Sende sil