Aç uzviyetin sesini duyurmaya çalıştıkça boğazına sarıldın, kalbinin konuşacak hali mi var?
22 yaşındayım, 22 yıldır kendimi her konuda o kadar suçlamışım, her şeyi o kadar derin düşünüp sorgulamışım ki, benliğimin sesini duyuracak hali kalmamış. İçimde bir yerlerde kendini sürekli sevdirmeye çalışan o küçük pınar, sürekli onaylanmak isteyen küçük pınar, onayı kendinden değil başkalarından almaya çok alışmış. Hiçbirinin nedenini bilmiyorum. Açıkcası o kadar derine inmekten de çok korkuyorum, nedenini öğrendiğim zaman bir şeyler düzelecek ama önce mahvolacak. Emin gibiyim. Hayatıma giren, bir şeyleri darmadağın edip çıkıp giden herkesi affettim, çünkü en büyük toparlanışlarım hep o büyük yıkılışlardan sonra başladı. Zaman geçtikçe de hepsinin bir nedeni olduğunu farketmeye başladım. Aslında herkesin kendiyle ne denli büyük bir savaş içinde olduğunu. Bu savaşı verenin tek ben olduğumu zannediyordum. Değilmiş öyle.
Tamam, kırıldın, üzüldün, karşıdaki insanın da kendince haklı sebepleri olabilir ama bunları düşünöek ne kazandıracak sana, kendi haksızlığını neden sürekli kanıtlamaya çalışıyorsun, kendi onayın neden yetmiyor sana, ah güzelim, güzel kızım. Yorucu değil mi bütün bu verdiğin savaş, üzülmüşsün işte zaten yeterince. Gecenin beşinde neyi düşünüp durursun hala.
İç sesim o yargılayıcı, suçlayıcı kızgın sesten bir anda bu sese dönüştü. Gerçekten bir anda. Kendimi affettikten sonra herkesi affetmeye başladım.
Gerçekten, kırgın ya da kızgın değilim size. Belki yolda görsem sarılırım. Sadece hayatımın bana zarar veremeyeceğiniz bir köşesinde durmanıza karar verdim. Ben de size zarar vermemiş olurum böylece
Kendini sevmek de sandığınız gibi tahammülsüzlük değil. Kendini sevdikçe anlıyor insan aslında kendini sevdiğini iddia eden insanların kendinden ölesiye nefret ettiğini. İnsan kendini sevdikçe koltukta yana kaymayı öğreniyor, bencilliğinden sıyrılıyor, insan kendini sevdikçe bir anda kendi dahil herkesi suçlamaktan vazgeçiyor. Suçlamak sadece yoruyor çünkü. Öyle işte. İçimi dökmek istedim